Çarşamba, Temmuz 01, 2009

O'na



Get this widget Track details eSnips Social DNA


Whenever i'm alone with you, you make me feel like i am home again.
Whenever i'm alone with you, you make me feel like i am whole again.
Whenever i'm alone with you, you make me feel like i am young again.
Whenever i'm alone with you, you make me feel like i am fun again.

However far away i will always love you
However long i stay i will always love you
Whatever words i say i will always love you,
I will always love you

Whenever i'm alone with you,you make me feel like i am free again.
Whenever i'm alone with you,you make me feel like i am clean again.

However far away i will always love you
However long i stay i will always love you
Whatever words i say i will always love you,
I will always love you


2 sene önce bugün, bu şarkı eşliğinde, hiçbir baskı altında kalmadan, iyi günde ve kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta O'nu eşim olarak kabul ettiğimi cümle aleme ilan ettim. İyi ki de etmişim.

Gerçek şu ki ben, 16 Aralık 2005'de, yani birlikte birşeyler yaptığımız ilk gün, hayatımın o günden sonraki dönemini hep O'nunla geçireceğimi hissetmiştim. Artık herşeyin farklı olacağını, eksik parçaların tamamlandığını, kendimi hiç yalnız hissetmeyeceğimi daha o akşam anlamıştım. Yaptığı herşey, söylediği her söz, dinlediği şarkılar, yaşam tarzı, düşünceleri o kadar tanıdık ve o kadar "benim gibi"ydi ki, daha o akşam kendi kendime "demek bugüne kadar yaptığım, yaşadığım herşey O'na hazırlık içinmiş" diye düşünmüştüm.

Geçen zaman hislerimi azaltamadı, aksine O'na olan sevgim ve ihtiyacım her geçen gün biraz daha artıyor.

Hayatıma girdiği ilk günden beri en ufak bir pişmanlık hissetmedim. Elbette herşey hep güllük gülistanlık, toz pembe ilerlemedi ama yaşadığımız hiçbir sorun moralimizi 1 saatten fazla bozmayı da beceremedi. Gelecek ne getirir bilemeyiz elbet ama içimden bir his daha uzuuun yıllar hep daha iyiye doğru ilerleyeceğimizi söylüyor. Tıpkı ilk akşam "sen bu adamla çok mutlu ve huzurlu olacaksın" diyen ses gibi.
Fotografı Lomo Action Sampler ile çektim.

Pazartesi, Haziran 22, 2009

Dünya dönüyor sen ne dersen de, yıllar geçiyor farketmesen de

Son zamanlarda bir geç kalmışlık, bir yetiştirememe korkusu, bir herşeyi yapma, her yere gitme hevesi kapladı beni. İlk ne zaman bu hissiyata kapıldım hatırlamıyorum.
1978 doğumluyum. Yani, yaş olmuş 31. 1-2 sene öncesine kadar "daha çok gencim" duygusu varken, şimdi ise zaman hızla geçmekteymiş, bir takım şeyleri yapmak için artık çok geç olmuş gibi hissediyorum.
Metabolizmamın yavaşladığını ve yaşlanmaya başladığımı gün geçtikçe artan kilodan farkediyorum mesela. 8 sene önce 53 idim. Her istediğimi yer, diyet yapanlara şaka yollu takılırdım. 5 sene önce 56 idim, aradaki 3 kiloyu sıkça yediğim Adana kebaba bağlardım. Şu anda 60 oldum. Üstelik de ayda bir kebap yiyorum, ekmeği neredeyse tamamen bıraktım vs vs. Ama aynen annemin yıllardır dediği gibi: "Artık ne yesem yarıyor!"
Amaaan, ne demiş şair: Yıllar geçermiş, geçsin, ruhumuz genç ya :))

-------------------------------------------------------------


Henüz gebe değilim, bazı ufak sağlık problemleri nedeniyle biraz ertelemek zorunda kaldık. Çok şükür şu an iyiyim ama öyle hemen olmuyormuş bu iş. Her an olabilir ama aylarca olmayadabilir :) 5 ay, 6 ay, 1 sene veya daha uzun sürebiliyormuş. (Zaten doktorlar 1 hatta 2 sene boyunca herhangi bir tedavi uygulamayı uygun bulmuyor.)


Aslında oluşması gereken şartların tümünü düşününce hakikaten bir "mucize" bu gebelik. Olmaması, erkekte veya kadında herhangi fizyolojik bir sağlık problemine bağlı olmayabilir, psikoloji de pek önemli. Hiç bir sorun olmadığı halde yıllarca hamile kalamayan, "amaan, yetti artık istemiyorum" dediği ay hamile kalan yüzlerce kadın var.
Biz de moralimizi bozmamaya çalışıyoruz. Durmak yok, yola devam! Ve hatta, en az 3 tane!


Hamile kalmak yetmiyor, doğuma kadar geçen sürede de birçok problem yaşanabiliyor. İlk 3 ay pek kritik. Düşüklerin büyük kısmı bu dönemde oluyormuş (Ki benim çevremde de var böyle kötü tecrübeler yaşayan sevdiğim insanlar).
-------------------------------------------------------------

Uzunca bir süredir kedi sevesim var, hatta eve getiresim vardı. Toxoplazma IgM ve IgG negatif çıktığı için herhangi bir gebelik ihtimaline karşı sokak kedilerini sevemiyorum. Bir dönem kedi beslemiş, aynı yatağı paylaşmış, bir sürüyü kediyi öpüp okşamış bir insan olmama rağmen toxo ile hiç karşılaşmamışım, dolayısıyla bağışıklık sağlamamışım. Ama şu ilanı görünce güzelliğe dayanamadım ve hemen mesaj gönderdim.


Eğer kedicik evde kuru mama ile besleniyorsa, çiğ et yemiyorsa, parazit aşıları düzenli yaptırılıyor ve de hiç sokağa çıkmıyorsa o kedicikten insana toxo bulaşma riski neredeyse "SIFIR". Çiğ ete dokunmak, iyi yıkanmamış meyve sebze yemek çok daha tehlikeli aslında toxo açısından. Şurda, şurda, şurda ve şurda bu konuyla ilgili bazı yazılar var. Yani evde kedi besleme konusunda benim içim çook rahattı. Ancak çevremdekilerin (özellikle de 2 annenin) olumsuz tavır ve düşüncelerinden dolayı vazgeçmek zorunda kaldım :( Kimse benimle aynı görüşte değildi. Anlatmaya çalışsam da nafile.

Minik Duman halen ilan sahibinde. Telefonla konuştuk, istediğim zaman gidip sevebileceğimi söyledi. Sıpaya o kadar alışmışlar ki, muhtemelen vermekten vazgeçeceklermiş.

Çarşamba, Haziran 10, 2009

Yaz geldi

Tatil planları sarpasardı. İngiltere iptal. Şu an hiçbir karar alamıyoruz. Başka ihtimaller çıktı ortaya ama şartlardan biri için sınırdayız, nihai karar için YÖK'ü bekliyoruz (zira, sevgilim eşim bir arş. gör.). Yıllık izin hakkımı harcamak istemiyorum çünkü eğer tamam derlerse bir müddet yurtdışında olabiliriz.

7 yıldır Adana'dayım, ilk 4 sene alışamamıştım, sevememiştim burayı. Sonra kabullenip sevmeye başladım. Bu sene ise bir başka güzel sanki buralar. Bahar dönemi müthişti. Bol yağmuru görünce toprak coştu kudurdu resmen! Her yer rengarenk çiçekler, yemyeşil bitkilerle doldu bu bahar. Sanki bıraksan Amazon ormanlarına dönecekmiş havası vardı Adana'nın. Şimdi diyeceksiniz ki, e bir foto koy da görelim. Haklısınız, lakin ben bu güzellikleri mest halde izler iken fotograf çekmeyi hiç akıl edemedim! Sıcaklar kendini iyice hissettirmeye başladı, bitkiler sıcaktan sararmadan bir fotograf çekip koyacağım buraya.

Fotograf demişken, fotograftan hiç anlamayan ben geçen hafta gittim bir Lomo action sampler aldım. (Aslında bi yere gitmedim, sahibinden.com'dan aldım.) Basit makineler olduğunu biliyordum da bu kadar basit olduğunu tahmin etmemiştim :) Basitlikten kastım kullanım kolaylığı değil, bildiğiniz eski tip analog makinelerden. Klasik fotograf filmi takılan, düğmeye bastıktan sonra cırt cırt sarmayı gerektiren bir makine (makine de denmez buna, basbayağı oyuncak, o kadar basit yani yapısı). Dijitalden sonra bunu kullanmak zor geldi. İlk birkaç çekimden sonra yanlışlıkla makinenin altındaki düğmeye basıp içteki filmi serbest bıraktım, noluyo yahu diyerek kurtarmaya çalıştım, iyice saçmalayınca kapağı açıp çekilen pozları yaktım vs.

Lomo'yu şurda anlatmış Dinemiz, zaten ben de ondan sonra heves ettim (yazıya "Lomo alacağına iki çeyrek al" diye yorum yapan şahsiyet benim). Dinemiz'deki balık gözü modeli, bendeki ise tek çekimde birbirini takip eden 4 minik foto elde edilen "action sampler". Alette vizör yok. Tam olarak neyi çektiğinizi bilmiyorsunuz. Flash, diyafram, ISO miso ayarı yok. O nedenle gündüz vakti gün ışığında, hatta öğlen 1-4 arası çekmek gerekiyormuş. Şurda birkaç örnek var. Bakalım, becerebilirsem eğer çekmeyi, bastıktan sonra paylaşırım burada.

Çok sevdiğimiz iki arkadaşı ("kanka" da diyebiliriz kendilerine) evlendirdik hafta sonu. Üstelik de komşu olduk :) Ee, kankalık kolay değil, epey bi koşturduk haftasonu ama güzel oldu. Şöyle kocaman bir ekip olduk artık:

Ekipte gözüken hatunlardan biri bugün-yarın doğuracak. Diğer 3 hatun ise 6 ay evvel 1'er hafta ara ile doğum yaptılar. Düğüne gelmektense büyükannelerinde viyaklamayı tercih eden bu 3 küçük adam bizi son 6 aydır en çok güldüren kişiler olarak blog arşivine girmeyi hakettiler:

Pazar, Mayıs 24, 2009

Üstümden koca bir yük kalktı

1 yıldan fazla bir süredir laboratuvarı akredite etmek için hazırlanıyorduk. Hem atıksu analizleri teknik sorumlusu hem de lab kalite sorumlusu olmamdan dolayı işin büyük kısmı benim üzerimdeydi. Evet bir danışman da vardı ama danışmanlar sadece yol gösteriyor, herşeyi hazırlayıp önünüze koymuyor :)
Biz bütün başvuru evraklarını hazırlayıp Şubat sonunda TURKAK'a teslim ettik. Yoğunluktan dolayı en erken 6-7 ay sonra denetlemeye gelebileceklerini söylemişlerdi. Ancak Nisan sonunda yaptığımız görüşmede Mayıs'ta da gelebileceklerini, aksi halde denetlemenin Kasım'a kalacağını belirttiler. Fazla bir eksik yoktu ve tamam dedik, Mayıs'ta gelin. Üstelik böylece rahat bir yaz tatili geçirebilecektik.
Velhasıl kelam, 21-22 Mayıs'ta denetleme gerçekleşti. Tüm dokumantasyon sistemi, işleyiş, analiz teknikleri, teknisyenlerin bilgi ve beceri düzeyleri, bizim bilgi düzeyimiz, validasyon raporları vs sorgulandı ve nihayetinde bize "oww, evet, siz bu işi biliyorsunuz ve de pek güzel beceriyorsunuz" dendi! :)) Üstelik hiç de korktuğumuz gibi olmadı, gelen 3 denetçi de şeker gibi insanlardı.
Takip denetlemesi gerektirmeyen ve hemen hepsi dokuman revizyonuyla düzeltilebilecek toplam 11 uygunsuzlukla belgelendirme denetlemesini tamamladık.
Kendimi kuş gibi hafif hissediyorum.

Salı, Mayıs 05, 2009

İçim dışım standart & eğitim oldu

16-17 Nisan: :TS EN ISO/IEC 17025 iç tetkik
28 Nisan: ISO 14001 & OHSAS 18001 Periyodik Eğitim
7-8 Mayıs: TS EN 450-2 İç tetkikçi eğitimi
12-13 Mayıs: Sunum teknikleri eğitimi
21-22 Mayıs: 17025 TURKAK sertifikasyon denetlemesi

Sonra Çevre Orman Bak. Laboratuvar Yetkilendirmesi çalışmaları.
Şimdilik Haziran'a birşey yok görünürde.
Temmuzda kurumiçi 14001 - 18001 iç denetimleri
Ve döngü böyle devam edip gider...


Salı, Nisan 21, 2009

Dişeti Flap Operasyonu

Baştan söyleyeyim: Korktuğum gibi olmadı.

En ufak bir rahatsızlıkta internetten araştırma yapmak, oluşabilecek komplikasyonlar ve bu rahatsızlığı yaşamış insanların düşünceleri hakkında bilgi toplamaya çalışmak gibi bir alışkanlığım var. Sanırım internete ulaşabilen herkes için aynı durum sözkonusudur.
Genelde de irili ufaklı yüzlerce yorum, açıklama, fotograf bulurum ama flap operasyonu ile ilgili 1-2 cümle dışında hiçbirşey bulamadım. Çevremde daha önce yaptıranlar vardı. Hepsi farklı şeyler söylediler. Biri çok sancılı bir süreç, doğru düzgün bir şey yiyemeyeceksin derken diğeri hiçbirşey hissetmediğini, normal hayatına devam ettiğini söylüyordu. Diş hekimi (-ki bundan sonra kendisinden Dt. diye bahsedeceğim) de sorularıma aynı belirsizlikle cevap verdi. Herkesin bünyesi farklı, kimi hasta 2-3 gün sürekli ağrı kesicilerle dururken kimisi hiç ağrı kesici kullanmadan geçiriyor bu süreci demişti. Bu nedenle de benim aklıma hep en kötüsü geliyordu! Yüzüm şişecek, konuşamayacağım, yemek yiyemeyeceğim, pudingle besleneceğim gibi düşüncelere gark olmuştum!
Ve nihayet 11 Nisan cumartesi sabahı sağ üst çene ile işleme başladık. O gün sabah Dt.'nin verdiği antibiyotikten 1 adet aldım. Dudak arkasından ve damaktan yapılan uyuşturucu ile sağ üst çene bölgesi tamamen hissizleşti. Operasyon yaklaşık 40 dk. sürdü. Arka dişetlerine dikiş atılırken, ön dişlere estetik amaçlarla, ip gözükmesin diye dikiş atılmadı. Sonrasında 10 dk. buz tuttum ve eve geçtim. Dt.nin söylediği gibi her saat başı 10 dk. olmak üzere 2-3 kere daha buz tuttum. Uyuşturunun etkisi geçmeye başlarken bir tane de ağrı kesici aldım ve o kadar! Akşama hiç birşey kalmamıştı :) Ne bir ağrı, ne bir şişlik! 1-2 gün sıcak içecekler içmedim. Günde 1 adet akşamları olmak üzere antibiyotiğe devam ettim. Bir de ağzın sağ tarafını hiç kullanmadım.


Bu arada Dt tavsiyesi, hassas dişetleri için Sensodyne F ve yumuşak uçlu diş fırçası kullanıyorum. Operasyon geçiren bölgeyi yaklaşık 10-12 gün fırçalayamadığım için antiseptik ağız gargarası kullanıyorum. Sol taraf dişleri fırçalarken mutlaka diş etlerine de diş fırçası ile hafif hafif masaj yapıyorum.

Geçtiğimiz cumartesi günü saat 12'de sağ üst çene dikişleri alındı ve flap işlemi alt çeneye uygulandı. Gün içerisinde 2 buz, 1 ağrı kesici sonucu akşam 4'ten sonra gayet iyiydim.

Şimdi 2 hafta mola vereceğiz. Ağzımın sağ tarafı kendine gelsin ki sol bölgeye geçebilelim. Her bölgenin operasyondan sonra normal haline gelmesi için yaklaşık 45 gün gerekiyormuş.

Cuma, Nisan 03, 2009

Anneme sevgilerle

Efendim bir süredir diş fırçalarken dişeti kanaması oluyordu, ayrıca bir kaç dişimde de hafiften bir sallanma vardı. Tanıdığımız bir dişhekimine gittim, önce gargara verdi, diştaşı temizliği yaptı. Baktı ki kanama geçmiyor ve de dişlerde sallanma benim düşündüğümden daha ciddi boyutlarda, panaromik diş filmi çektirip bir dişeti uzmanına (periodontolog) gönderdi. O da filme baktı, dişlere baktı şu konuşma geçti aramızda:
Periodontolog: Annenizde dişeti sorunu var, muhtemelen de takma diş takıyor değil mi dedi?
Hasta kişi (Ben): Evet de ne alakası var?
P: Bu durum genetiktir, annenizden kötü bir miras almışsınız.
B: Hımmm.
P: Sigara içiyor musunuz? Dişleri gıcırdatır mısınız?
B: Günde bir iki tane akşamları içerim, o da hergün değil. Ve evet, diş sıkma, gıcırdatma alışkanlığım var.
P: Dişetleriniz çok kötü durumda, hatta biraz daha gecikseniz sağlam dişlerinizi çekmek zorunda kalacaktık, şu anda bile yapacağımız işlemin sonuçları garanti değil.
B: Nasıl yani? Ne işlemi?
P: 30 yaşa göre çok ekstrem bir durum, herhangi bir gebelik, doğum da olmamış. Buna rağmen dişi tutan kemikler hadsafhada erimiş, kökler plaka kaplamış, onları temizlemezsek durum daha da kötüye gider.
B: Ne kadar ömrüm kalmış, ölecek miyim?
P: Yok ölmeyeceksin ama birsüre daha sık görüşmemiz gerekiyor.
B: Ne yapacaksınız o görüşmelerde?
P: Dişetlerini kesip kaldıracağız, diş köklerini temizleyeceğiz, etleri geri dikeceğiz. Bunu tüm ağıza uygulayacağız.
B: O my god!
P: Malesef, başka şansımız yok.
B: Bunun bana maliyeti ne olacak?
P: Dişler düştükten sonra ortaya çıkacak olan takma diş, porselen vs maliyetinden daha düşük olacağına emin olabilirsin.
B: Pöfff.. Madem annemden geçti, tedavi masrafını da o ödesin.
P: Benim için farketmez :)

Benim durumum sondaki "ilerlemiş periodontitis" oluyor. Yapılacak işlem de "flap operasyonu". Ayrıntılı bilgi şurada.
Tabi tek bir günde olmayacak bu operasyon. Sağ üst çene ile başlanacak, dişeti kesilip kaldırılacak, temizlik yapılacak ve tekrar dikilecek. Ertesi hafta sağ üst çene dikişleri alınıp sol üst çeneye geçilecek. Sonra 2 kere de alt çene için gideceğim. Kontrol vs derken 1-2 ay her cumartesi sabahı diş hekiminin muayenehanesinde olacağım. Tedavi sürecinde sigara kesinlikle yasak, sert şeyler yiyemeyeceğim. Tedavi ücreti yaklaşık 1500 TL.

Bununla beraber, geçen hafta sırtım ağrıyordu salı günü de hafif bir boğaz ağrısı vardı. Çarşamba sabaha doğru ise boğazımda bir acı ile uyandım. Bademcikler şişmiş, birbirine yapışmıştı. Yutkunamıyordum. Sabah derhal doktora gittim. Owww dedi, coşmuş buralar! Hemen antibiyotik iğnesi yaptı. 5 gün sabah akşam bu iğneyi olacaksın dedi. Bugün (cuma) itibariyle şişlik yok ama boğazda yanma ve yutkunma zorluğu devam ediyor.

Geçen sene nisan başında (daha doğrusu 30 Mart akşamı) sandalyeden düşmüş ve 3 hafta yürüyememiş idim (Şuraya bloglayıp saklamışım). Mümkünse önümüzdeki yıl Nisan'ı atlayıp, 30 Mart'tan direk 1 Mayıs'a geçiş yapmak istiyorum.